Tekirdağ Tarihi

Tekirdağ Tarihi

Tekirdağ ili coğrafi konumu dolayısıyla stratejik önem taşıyan, Anadolu ile Balkanlar arasında geçit bölgesi, İstanbul’a yakınlığı sebebiyle Boğazlar üzerinden geçen Asya ve Avrupa kavimlerinin ilişkileri Tekirdağ’ı İstanbul tarihine sıkı sıkıya bağlamıştır.

Tekirdağ 600 yıllık tarihi boyunca gerek konumu gerekse verimli toprakları ile Traklar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlı Devleti gibi çeşitli devlet ve medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır.

Tekirdağ Türkiye’nin pekçok açıdan merkezi konumunda olan İstanbul’a yakınlığı başta olmak üzere sahip olduğu diğer özelliklerle birlikte coğrafi konum açısından stratejik öneme sahip illerimizden biridir.
Yüzölçümü bakımından Marmara Bölgesi’nin dördüncü büyük ili olan Tekirdağ’ın hem Marmara Denizi’ne hem de Karadeniz’e kıyısı vardır.
Balkan savşlarında 1912’de Bulgar işgaline uğrayan Tekirdağ toprakları 1913 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır.
I. Dünya Savaşından sonra Mondros Mütarekesinin verdiği imkanlafrdan faydalanan yunan kuvvetleri 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’ı işgal etmiş ise de 13 Kasım 1922’de Yunan işgali sona erdirilerek Türk yönetimine geçmiştir.
Marmara Ereğlisi 29 Ekim’de, Çerkezköy ve Saray ilçeleri 30 Ekim’de,  Çorlu 1 Kasım’da, Malkara ve Hayrabolu 14 Kasım’da, Şarköy’de 17 Kasım’da düşman işgalinden kurtarılarak Türk yönetimine geçmiştir.
tekirdağ tarihi

Tekirdağ İli M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan tarihi boyunca çeşitli uygarlıkların etkisi altında kalmıştır.Bu dönemler içersinde BİSANTHE, RODOSTO, TEKFURDAĞI gibi isimler alan Tekirdağ’ın İl sınırları içinde tarih öncesi ve tarih çağlarında tam bir kronoloji vermemekle birlikte iskan edilmiş yerler tesbit edilmiştir. Paleolitik ve Neolitik çağlara ait bir yerleşme yeri bulunmayan Tekirdağ’da Şarköy İlçesindek Güngörmez ve Güneşkaya Mağaraları ile Marmara Ereğlisi’ndeki Toptepehöyük’te Kalkolitik Çağ buluntularına rastlanmıştır.Tekirdağ sahil şeridinde yüzeyde yapılan araştırmalara göre İlk Tunç Çağı’nda yoğun olarak yerleşmelerin izine rastlanmıştır. Trakya’da Son Tunç Çağı ile Erken Demir Çağında büyük bir göç dalgası olmuştur. Antik kaynaklar ve arkeolojik bulgular yetersiz kaldığından bu dönem tam olarak aydınlanamamıştır.

Trakya M.Ö. 7. Yüzyılda Grek kolonilerinin kurulmasıyla ticarete açılmıştır. Bu dönemde Trakya’nın Marmara kıyılarında kentler kurulmuştur.M.Ö. 514-513 yıllarında Pers Kralı Dereus’un İskit Seferi sonrasında Trakya Pers egemenliğine girmiştir. Bu egemenlik M.Ö. 478-477′ de Atina’nın Pers tehlikesine karşı kurduğu Attik-Delos Deniz Birliği’nin Persleri Trakya’dan temizlemesine kadar devam etmiştir.M.Ö. 342 yılında Makedonya Kralı 2. Philip Trakya’yı topraklarına katarak Odrys Krallığı’nı kendine bağlamış, İskender’in ölümünden sonra Trakya Lysimachos’un egemenliğine girmiştir. M.S. 19. Yüzyılda Roma İmparatoru Tiberius’un Trakya‘ya bir vali göndermesi ile başlayan gelişmeler, M.S. 46 yılında İmparator Cladius’un Trakya’da Roma Eyaletini kurması ile sonuçlanmıştır.

Trakya uzun yıllar Roma hakimiyetinde kalmıştır. M.S. 395 yılında imparatorluğun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu içinde kalan Trakya 1354 yılında Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetlerin Gelibolu’ya çıkmasıyla Türklerin hakimiyetine girmeye başlamıştır.1356 yılında Şarköy ve Malkara ele geçirilmiş, 1357’de I. Murat Tekirdağ ve Çorlu’yu Türk hakimiyetine almıştır. Bu arada Bizanslılar kısa bir süre Tekirdağ topraklarını geri almışlarsa da, I. Murat 1363’de buraları yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır. Balkan Savaşlarında (1912) Bulgar işgaline uğrayan ilimiz toprakları , 1913 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır. I. Dünya savaşından sonra Mondros Mütarekesi’nin verdiği imkanlardan faydalanan Yunan kuvvetleri 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’ı işgal etmiş ise de 13 Kasım 1922’de Yunan işgali de sona erdirilerek Türk yönetimine geçmiştir. M.Ereğlisi 29 Ekim’de, Çerkezköy ve Saray İlçeleri 30 Ekim’de, Çorlu 1 Kasım’da , Muratlı 2 Kasım’da, Malkara ve Hayrabolu 14 Kasım’da, Şarköy de 17 Kasım’da düşman işgalinden kurtarılarak Türk yönetimine geçmişlerdir. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince girişilen yeni örgütlenme sırasında Tekirdağ il olmuş, ancak; Kurtuluş Savaşının güçleri içinde örgüt hemen kurulamamış, Cumhuriyetin ilanından önce 15 Ekim 1923 tarihinde İl merkezi olmuştur. Tekirdağ’ın unutamadığı mutlu günleri arasında 24 Aralık 1840’da Büyük Vatan Şairi Namık Kemal’in bu il’de doğması, Çanakkale Destanı’nı yaratan 19. Tümen’in Mustafa Kemal’in de önderliğinde Tekirdağ’da hazırlanması, 23 Ağustos 1928’de Atatürk’ün Harf İnkılabı vesilesiyle Tekirdağ’a gelip Başöğretmen olarak ilk dersi vermesi gibi olaylar bulunmaktadır.

Tarihsel Eserler; Tarihsel eserler açısından Tekirdağ fazla zengin değildir. Osmanlı dönemi öncesinden günümüze ulaşmış eser yoktur. Osmanlı dönemi eserlerinin en önemlisi ve en eski tarihlisi, Kanuni Sultan Süleyman’ ın damadı ve Sadrazamı Rüstem Paşa’ nın yaptırdığı ve kendi adıyla anılan Rüstem Paşa Camisi ve Külliyesi’dir. Külliye, cami, medrese, çifte hamam, kitaplık, imaret, bedesten ve fırından oluşur. Mimar Sinan’ın eseri olan külliye, 1553’te tamamlandı. Tekirdağ’ın öteki önemli dinsel yapısı Eski Cami dir. Günümüzde en çok kullanılan camidir. 1831’de Zahire Nazın Tekirdağ-lı Ahmet Ağa tarafından yaptırıldı. 1912’deki depremde yıkılan minaresi Cumhuriyet döneminde yeniden yapıldı. Eski Cami ile Rüstem Paşa Camisi arasında yer alan Orta Cami, Kürkçü Sinan Bey tarafından yaptırıldı. bu caminin yıkılması üzerine 1855’te halkın bağışlarıyla bugünkü cami yeniden yaptırıldı, bugün müze olarak kullanılan Prens Rakoczi Evi, üç katlı bir yapıdır. 1932’de onarılarak günümüz görünümünü aldı. Tekirdağ’da sözü edilmeye değer öteki tarihsel eserler: Yusuf Ağa Camisi, Canpaşa ya da Gümrük Camisi, Hasan Efendi Camisi, Sahteoğlu Camisi.

Kaynaklar:

TrakyaGazetesi

NKFU

Tekirdağ Belediyesi

Trakya Gezi Rehberi

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir